KİTABIN ÖZETİ :
1. Tarihin Verdiği
Dersler :
Altyapısı eskimiş ulusların bir
zamanların çok güçlü kuruluşları olan örgütleri, düzenleri ve hatta yönetim
şekilleri, her nasılsa zamanımıza kadar sürüp gelebilmiştir. Bugün yeterlilik ve
geçerlilik değerlerini kaybetmişler ve günlük ihtiyaçları karşılayamaz duruma
gelmişlerdir.
2. Kahramanlar ve Ulus :
Devletlerin güçleri ve
güçsüzlükleri, ulusların toplu halde gelişmeleri veya çözülüp dağılmaları her
zaman ve yalnız onları yönetenlerin değerli veya değersiz ya da erkli veya erksiz
olmalarından ileri gelmez. Yöneticiler iyi veya kötü, kahraman veya korkak, ya da hain
olabilirler. Fakat her biri kendi ulusunun eseridir. Onlar ulusal ruhun birer
kopyasıdırlar. Halk yığınlarının yarattığı kişilerdir ve kendi uluslarına
benzerler. Bu yakınlık “Her ulus layık olduğu devlet şekli ile ve hakettiği
yönetimle yönetilir”. özdeyişiyle pekiştirilmiştir.
3. Suomi’nin Tarihi :
Fin ulusunun hayatında ve tarihinde çok
önemli yer tutmuş olan ilginç iki özelliği bulunmaktadır. Bunların birincisi;
Finlilerin 1917 Rus devrimine kadar tarihleri boyunca bağımsız bir ulus ve devlet
hayatı yaşamamış olmalarıdır. İkincisi; Fin tarihlilerin boyunca, başlı başına
büyük güç sayılacak ve kendilerine önderlik yapacak değerde büyük adamlar
yetiştirmemiş olmalarıdır. Finlilerin, görünen ve bilinen yüksek kültürleri, tek
tek büyük kişilerin eseri değil; Fin halkının bir bütün olarak, birlikte
yarattığı ortak bir eser olmuştur.
4. Snelman Kimdir? :
Snelman, yeniden doğmakta olan genç Fin
aydınlarının en gözde temsilcilerinden biridir. Snelman, her şeyden çok, bir halk
öğretmeni ve Finlilerin ulusal kültürlerinin yaratıcısı olmakla ün yapmıştır.
Grigoriy Petrov, Snelman’ı, binlerce göller ve bataklıklar ülkesi Finlandiya’yı
“Akzambaklar Ülkesi”ne dönüştüren ve yepyeni bir Finlandiya yaratan lider olarak
tanımlamaktadır. Snelman’ın istekleri doğrultusunda genç Fin öğretmenler, din
adamları, avukat ve memurlar harekete geçmişler; halk yığınlarının eğitimi, okur
yazarlığı, aydınlatılması ve uyarılması için bir seferberlik başlatılması
gereğini insanlar arasında yaymaya başlamışlardır.
5. Kilise ve Halk :
Kilise papazları kiliselerinde
cemaatlerine yeni ve daha başka bir dil ile konuşarak yeni konular etrafında
konferanslar vermeye başlamışlardır. Gençler ve çocuklarla da ayrı ayrı
toplantılar yapmışlar, bunu yaparken de aklı, ilmi ve hayatın gereklerinden olan
neşe ve eğlenceyi uluorta eleştirip lanetlemeden yapmışlardır. Tersine, onları
ilgilendikleri herşeye, her zaman ruhlarının çocukça temizliği ve gençliğin
ideallerinin ateşi ile, fakat akıllı bir şekilde eğilmeye davet etmişlerdir. Bütün
bu çalışmalar halkı uyarmış, harekete geçirmiştir. Toplumu iyiye ve iyiliğe
doğru yöneltmiş, birçok insanın gönlünü ferahlatmış ve dünyaya daha güleç
bakmalarını sağlamıştır.
6. Memurlar-Eğitimciler
:
Snelman’ın halka karşı yaptığı
konuşmalar halkın kendi memurlarına karşı daha çok güven beslemesini
sağlamıştır. Dinç, zihin ve ruhca gelişmiş, ahlakça üstün yeni genç memurlar
devlet kuruluşlarında görev almaya başlamışlardır. Bu sayede Finlandiya örnek
gösterilmeye layık bir kalkınma aşamasına erişmiştir. Halk da bu yeni kuşak
memurlarıyla pek haklı olarak övünmeye başlamıştır.
7. Halk Okulu Kışla :
İsveç yönetimi altında iken Fin
kışlası bütünü ile en kaba, en çirkin küfürlerle dolup taşardı. Erler, subaylar
ve hatta generaller küfrederlerdi. Anaya, babaya ve hatta Tanrı’ya küfretmekten
çekinmezlerdi. Finli genç subaylar bu döneme kötü davranışlara son vermişler;
kışlaya vücut, söz ve ahlak temizliğini getirmişlerdir. Erlere sabah, akşam ve her
yemekten önce ve sonra el yıkamayı, yüz ve diş temizliğini öğretmişlerdir.
Okuma-yazması kıt olanları okur-yazarlıkta ilerletmek ve bilgice yetiştirmek için
gece dersleri, karşılıklı konuşma ve tartışma saatleri düzenlemişlerdir.
8. Futbol :
Snelman ve arkadaşları gençlerin
körpecik fakat dinç ve güçlü dimağlarını geliştirecek çalışmaları bir yana
iterek, sadece futbola kendilerini bu derecede tutku ile kaptırmış olmalarını asla
uygun bulmamışlar; bu gidişi, bütün gençliğin zihinsel ve ruhsal yönlerden yoksun,
bomboş ve çırılçıplak durumda bulunması şeklinde yorumlamışlardır.
9. Analar, Babalar ve
Çocuklar :
Snelman ve arkadaşları,
Finlandiya’nın geleceğe yönelmiş kalkınmasıyla ilgili bütün ümitlerini Fin
gençlerinin akıllıca eğitimi konusuna bağlamışlardı. Gençlik, onların çok
sevdiği ve aynı zamanda üzerinde duyarlılıkla durduğu bir konuydu. Bu nedenle
Snelman; dosdoğru konuşur, gençleri uygunsuz davranışlarından dolayı yüzlerine
karşı azarlamaktan çekinmezdi. Ama yaşlılar önünde gençler eleştirilirken moralce
bozuldukları; bu sebeple gençlerden hiçbir iyi hareket ve tutum beklenemeyeceği iddia
edilirken, Snelman gençleri daima savunurdu.
10. Karokep (bir
kişiliğin dramı) :
Yarvinen ve Karokep aynı ulusun ve aynı
çağın çocuklarıdır. Bu; çocukluklardan iyi koşullar içinde ve elverişli etkiler
altında kaldıkları gibi, kötü koşullar altında da yaşayarak ve çoğu kez ezilerek
büyüyenler vardır. Yarvinen karşılaştığı çeşitli zorlukları yenebilmiş ve
günün birinde herkesin sevdiği, saydığı ve değer verdiği bir kişi olmuştur.
Çocukluk arkadaşı Yohan Karokep ise gençlik yıllarında hırsızlık ve soygunculuk
yapmış ve daha sonra da istemeyerek katil olmuştur ki, bu O’nun kendi suçundan
ziyade kötü talihinin onu zorla ittiği kötü bir sondur. Bu iki arkadaş bir
madalyonun iki yüzü gibidirler.
11. Aydınlar ve Halk :
Yazara göre; yüksek okullarda, gerçek
anlamda öğrenim ve öğretim; bu okullardan alınan diplomalardan daha üstün değerler
taşımaktadır. Yüksek öğrenim kurumlarının gerçek ödevi ve görevi diploma vermek
değil; gittikleri yerlerde ve tuttukları işlerde işlerini ve etraflarını gerçek
anlamdaki bilgileri ile aydınlatacak, güçlü ışık saçıcılar yetiştirmektir. Bu
kimseler yalnız kendi uluslarının değil; yeryüzünün ve insanların da
aydınlanmasına yardım edecek güçlü ışık üreteçleri, güçlü moral ve ruhsal
ışık santralleri olacaktır. Yazara göre bu söyledikleri gerçekleşirse Karokep’in
başına gelenlere benzer olaylar gerçekleşmeyecek ve sadece bir iz olarak kalacaktır.
12. Yarvinen, Okunen ve
Tomas Gulbe Nasıl Kral Oldular ? :
Yarvinen ilk önce şekerleme ve simit
satarak işe başlamış daha sonra arıcılıkla ilglilenmiştir. Yalnız çocukların
değil, az kazançlı işçilerin ve fakir köylülerin de rahatlıkla satın
alabilecekleri ürünleri fiyatla satarak kısa bir süre sonra büyük kazançlar elde
etmiş ve uygun “Tatlıcılar Kralı” olmuştur.
Okunen önce ayakkabı yapım atölyesine
girmiş, burada tecrübe kazanarak zamanla usta olarak yetişmiştir. Daha sonra gitmiş
olduğu Paris’ten Finlandiya’ya dönerek yüksek tahsil görmüş ve iki oğluyla
büyük bir mağazalar zinciri kurmuştur.
Tomas Gulbe ise köyleri dolaşarak
yumurta toplamakla işe başlamıştır. Gittiği köylerden yumurta toplayarak, yerlerine
küçük manifatura malları vermiş ve yumurtaları istifleyerek yabancı ülkelerdeki
tüccarlara göndermiştir. Bu işi kısa zamanda büyütmüş, ve on yıl sonra
Finlandiya’da ünlü bir yumurta kralı olmuştur.
13. Köylüler,
İşçiler, Küçük Zanaatkarlar :
Snelman; henüz çocukluk ve okul
çağlarında iken dünyada ve uluslar arasında gelip geçen ve her biri ağır suç
sayılacak nitelikteki kıyasıya boğuşmalardan ve kendi deyimine göre insanlar
arasında, uşak ve kölelik anlayışı ile yürütülen alçakça davranışlardan ve
özellikle, saray entrikalarından nefret eder; bu işlere adları karışanlara karşı
derin bir kin duyardı.
14. Hastalarını
İyileştiren Hekim :
“Bir Köy Hekiminin Anıları”
adındaki bir kitabın yazarı bu kitabında, görev aldığı ilk günden başlayarak
kendi hayat hikayesini ve sıra ile; küçük bir ilçede oturan bir ayakkabı
onarıcısının oğlu olduğunu, Tıp Fakültesini nasıl bitirdiğini her yeni göreve
ne gibi parlak, planlar ve ümitlerle başladığı halde şansının hiçbir işte
kendisine güleryüz göstermediğini, çocukluk ve gençlik yıllarının da hep sürekli
yoksunluklar ve ihtiyaçlar içinde geçtiğini, fakat hayatın yalnız kendisine değil
pek çok kimseye de gülmediğini görerek her gün biraz daha artan derin üzüntülere
kendini kaptırdığını anlatmaktadır.
15. Piskopos Makdonald :
Piskopos Makdonald; Finlandiya’da
yaşayan ve koyu aristokrat olan İsveçli bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişti.
Yayınladığı kitap, Fin din adamlarının çalışmaları ve Fin ulusunun ruhsal
gelişmesi üzerinde büyük bir devrim yapmıştır. Soylu bir aileden gelen ve Graf
ünvanını taşıyan Makdonaldlar; Finlandiya’da koyu dindar ve gerçek din adamları
olmakla ün yapmışlardı. Yıllar boyunca Makdonald soyundan gelen kişiler arasından
birisinin mutlaka din adamı olması bir gelenek halini almıştı. Makdonald’lardan
gelme her din adamı; Şötlandiya’da kiliseye hep canla başla hizmet etmişlerdir. Bu
aydın rahipler, ülkede Katolik kilisesinden olan din adamlarının halkta gördükleri
hoşgörüyü eleştirirler, halkı aydınlatma görevlerini ihmal eden bu kişilerle
uğraşırlar; onları, ulusun asalakları ve kilisenin tembel uşakları ve din
sömürücüleri olmakla suçlarlardı. Reform yanlısı aydın kişilerle ve bilginlerle
yakınlık kurarlar, kilise öğretilerinin hurafelerden ayıklanıp temizlenmesini;
kilisenin, gerçek hayat koşullarıyla ilgili olmayan tutucu öğretilerinin
düzeltilmesini ve sağlam temeller üzerine nasıl oturtulacağı gibi konular üzerinde
tartışmalar sürdürürlerdi.
16. Sonsuz Uğraşı
(Papaz Makdonald Efsanesi) :
L. Makdonald, kitabını, aşağıdaki
güzel efsane ile bitirmektedir. İki ruh karşılaşmış. Bunların biri kötü ruh;
yani ölümün, kötülüğün, zorbalığın ve yalancılığın ruhu imiş. Öteki ise;
gerçeğin, gerçekliğin, iyinin ve iyiliğin, sevincin ve yaşamın ruhu. Kara ruh derin
derin nefesler alarak yeryüzünün bütün havasını kendi içine çekmek ve sonra bu
havayı üfleyerek yeryüzünün bütün ateşlerini ve ışıklarını söndürmek ve
aydın ruhu da yere sermek istemiş. Kendini zorlamış, bu zorlama nedeniyle yüzü
kıpkırmızı olmuş, bir tulum gibi şişmiş ve yere yığılıp nefes alamaz olmuş.
Bütün gücünü böylece kaybetmiş. Sadece ince bir fısıltı halinde: ”Hakkın
varmış! Ama, bizim seninle savaşımız bitmemiştir. Bitmez de! Seninle ben; bir gün,
elbette gene karşılaşacağız!” diyebilmiş ve susmuş! Bundan sonra, aydın ru-hun
ateşleri, meşaleleri yanmaya, parıldamaya ve etrafı aydınlatmaya devam ederken,
gökyüzü, gitgide aydınlanarak pembeleşmiş. Bir ateş koru gibi, kıpkırmızı bir
hale gelmiş. Daha sonra da bu kırmızılık, yavaş yavaş değişerek parlak bir altın
rengini andırmış. Tertemiz ve bulutsuz göklerde güneş yükselmeye başlamış.
17. Efsanenin Anlamı :
Luka Makdonald, bu efsanenin
taşıdığı anlamı şöyle açıklamaktadır:
“Ne yazık ki, insan hayatı ve bu
hayatın düzeni, çok kere insanların ne olduklarını iyice belirleyemedikleri kapkara
ve yıkıcı çeşitli güçlerle savaşmak zorunda kalmaları gibi nedenler yüzünden,
hemen daima hem güçleşmekte ve hem de çok karmaşık bir problem haline gelmektedir.
Büyük işler peşinde koşan insanlar, sempati ile karşılanmaktadırlar”.
Makdonald’a göre, bugün bile, iyi ve
büyük, genel ve ulusal her işte, politikada, basında ve kamusal işlerde çoklukla
vicdan korkusu, utanma duygusu olmayanlar, yeteneksiz demagoglar, şöhret düşkünleri,
açgözlüler ve her alanda deneyimsiz kimseler hep öne geçmekte ve her şeye
burunlarını sokmaktadırlar. Politikayı, hayata ve topluma çekidüzen vericiliği ve
liderliği; bir ayrıcalık sağlamak, bir basamak yapmak isteyenler ve hatta; kirli,
namus ve ahlaka zıt yollarla zenginliklere veya kişisel yükselmelere erişmek için
etkili birer araç gibi kullanan yalancı kahramanlara çok rastlanmaktadır.
SONUÇ :
1. KİTABIN ANAFİKRİ :
Bir toplum içinde varolan ve kahraman
olarak belirip sivrilen kişilerin hangi koşullar altında bir ulusun ilerlemesine,
gelişmesine ve bir kahraman ulus olmasına nasıl yardım ettikleri ve neler
yaptıkları.
2. KİTABIN GETİRDİĞİ
YENİLİKLER :
Kitap; politika, sosyal ve ekonomik
koşullar dikkate alınarak yazılmıştır.
3. KİTAP HAKKINDA GENEL
DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Kitap bir milletin uyanışını anlatmaktadır. Lider,
yönetici ve eğitimciler tarafından okunabilir