KİTABIN ÖZETİ :
1. AMACI :
1983 yılında basımı yapılmış olan
kitabın yazarı, esrini bu tarihten öncesine dayalı otuz yıla yaklaşan hekimlik
hayatında süregelen, gerek psikolojik gerekse anatomik anlamda alkole karşı ilgisinden
ya da rahatsızlık duyan hastalarındaki gözlemlerinden dile getirmiştir.
Burada en çok insanların içki içip
içmediğini sorgulamış ve hastalarından bu soruya yanıt beklediğinde, hastalarının
cevaplamada sıkıntıya düştüklerini izlemiştir.
Çünkü burada hekimler insanların
karşısına onların zevk aldıkları şeyleri yasaklayan insan olarak çıkıyorlar.
Ancak burada hekimin en çok vurgulamak istediği şey “İçkinin zararlarını
gösterebilmek olduğu kadar, bundan kaçınmanın yollarını öğretmek ve hatta
içkinin nasıl içildiğini belirtmektir.”
İnsan yaşamındaki çağdaşlaşma,
hekimleri de yakından ilgilendirmektedir. Çağdaş dünyanın insanına sağlıktan söz
edip bu dünyadaki insanın hastalıklarını tedavi etmeye çalışırlar. Bu nedenle
yazarının amacı, insanlara yaşamı zehir etmek değil, yaşamın mutluluğunu bulmada
yardımcı olmanın, hekimliğin ana gayesi olduğunu göstermektir.
2. NEDEN İÇİLİYOR :
İçki içmenin psikolojik ve sosyal
nedenlerinin geniş boyutlarda incelenmesi gerektiğini söyleyen yazar, etken olarak da
temelden “Sevinç, üzüntü, ruhsal gerginlik, baskı, düş kırıklığı, heyecan,
güvensizlik vb.” gibi etkenlerin neden olduğunu gözlemlemiştir. Çünkü yaşam
şartlarının zorluğu gün geçtikçe insan oğlunun “evlilik hayatı, iş hayatı,
sosyal hayatı” nı da etkiliyor. Kişi ve kişiler olumlu ya da olumsuz durumlarda
psikolojik olarak yukarıda yazılan nedenlerden dolayı bir nevi kaçma, kurtulma,
yitirileni bulma, rahatlama olgusu ile içkiye sarılıyor.
İşte içkiyi sorun durumuna getiren de
bu durum. Çünkü aslında alkol hiçbir sorunu çözmüyor, üstünü örtüyor. Ancak
insanların da bu örtüye giderek daha çok gereksinim duyduğunu ortaya koyuyor.
3. ÜLKEMİZDE İÇKİLER NEDEN
İÇİLİYOR:
Dünya ülkelerine göre kişi başına
içki tüketimi Türkiye’ de daha azdır. Bunun nedeni gelenek-görenekler, dini
baskılar ve sosyo-ekonomik nedenlerdir. İçkiye başlama yaşı ise daha yüksektir.
Bunun nedeni ise eğitim ve kültür eksikliğidir. Türkiye’ de en çok içki tüketimi
rakı ve bira olarak gerçekleşmektedir.
4. İÇKİ İÇİMDEN SONRAKİ DAVRANIŞ
BİÇİMİ:
İçki şişede durduğu gibi durgun
değildir, çoğu insanı değiştirir. Burada önemli olan kişinin o anki ruh halidir.
İnsanın ruhsal davranışlarına yön
veren üç önemli ruhsal etken vardır. Bunlar:
*Alt benlik (İd)
*Benlik (Ego)
*Üst benlik (Süper Ego)dir.
Birçok olaydaki davranışlar ruhsal
aygıtın bu üçlü mekanizmasının işlemesiyle belirlenir. Alkol alımı artınca
"Üst Benlik" denetimi azalır. Böylece kişi toplumsal değerler dışında
hareket ederek kendini frenleyemez.
5. İÇKİ NASIL İÇİLİR :
İçki, kişilerin isteklerine,
alışkanlıklarına, koşullarına göre değişir. Değişik biçimlerde içilir. (Özel
davetlerde, düğünlerde, arkadaş toplantılarında vs.) İçki alışkanlığı
çoğunlukla arkadaş çevresince kazanılır. En çok tüketimi yapılan içkiler ise
bira, şarap ve rakıdır.
Bazı psikologlar içki içenleri şöyle
sınıflandırır;
a) Sosyal İçiciler : Kendi başlarına
sürekli ve düzensiz içki içmezler. Alkollü içkileri sosyal yaşamın bir aracı
sayarlar. Yani ara sıra içicilerdir.
b) Sosyal Alkolikler : Alkole düşkün
olup yer ve zaman gözetmezler. Onlar için bir yaşam şeklidir.
c) Alkolikler : Bağımlıdırlar. Alkol
evlilik hayatı, sosyal hayatı ve iş hayatını zedelese de içkiden vazgeçmezler.
Alkol alımında en önemli şeylerden
biri de meze gruplarıdır. Keyfe ve zevke göre meze çeşitlemesi yapılır.
Hangi yemekle hangi içkinin içildiği
bazı alışkanlıklar ve kültür özellikleri adeta kurallar yaratmış, bu da kural
olarak değil alışkanlık ve beğeni şeklinde ortaya çıkmıştır.
Bir diğer durum da içki içerken eşlik
edilen ortamdaki muhabbetin iyi ve güzel olması, dertleşilmesi, içkinin cazibesini
daha da arttırır.
Yalnız bilinmesi gereken diğer bir
durum da “İçkide ısrar olmaz” kuralıdır. Çünkü herkesin dayanıklılığı
farklıdır. Bu yüzden dolayı içki içerken ruhsal durum çok önemlidir. Kişi içkiyi
keyifle mi veya sıkıntıyla mı içiyor, bunu hisseder. Bilinir ki keyifle oturulan
masada insanın keyfi artar. Ama kafamızda saplanmış bir düşünce varsa, içki bunu
da ısrarlı bir duruma getirir. Ruhsal durumumuzu bilip ona göre içmek, hem rahat
etmemize, hem de sonradan pişman olmayacağımız şeyleri yapmamıza izin vermez.
Ancak kırıcı olduğumuz zaman bilinç
altımızdaki öfkeyi dışa vuruyor ve çevremizdeki insanları böylelikle kırmış,
üzmüş oluyoruz.
6. ALKOLÜN İNSAN SAĞLIĞINDAKİ
ETKİSİ :
Alkolün damar açıcı etkisi nedeniyle,
az miktarda içilen alkol bile kalp yetmezliği için zararlıdır. Kalbin atım
sayısını arttırır, atım hacmini azaltır. Sigara içme isteği uyandırır. Bu durum
kroner yetmezliği olanlar için sakıncalıdır.
Sarılık hastalığı olanlar için de
içki zararlıdır. Karaciğerin sarılık hastalığında içkinin her çeşidi
zararlıdır. Çünkü alkol mide ve on iki parmak bağırsağını zedeleyip, mikozaya
zarar veriyor, bu da ülsere davetiye çıkarmış oluyor.
7. AİLE İÇİ ETKİLEŞİM :
Toplumun en küçük parçası olan
ailede, aile içi etkileşim en alt safhadadır. Örneğin çocuğunuz içkiye sizden
dolayı bir heves alıyorsa, onunla arkadaş gibi konuşup, içki istiyorsa
içebileceğini, nasıl içileceğini ona anlatmak, onun gururunu okşayacak ve kendisine
yetişkin birine davranıldığı gibi davranıldığını görüp sizi örnek alacaktır.
Şiddet ve onur kırıcı davranışlar,
yasaklama mantığı, ona insan psikolojisinde varolan merak duygusunu uyandıracak ve
ilgi duymasını sağlayacaktır.
Burada en önemli durumlardan birisi de
eve içkili gelmektir. İçkili olan veli, hele bunu sık sık yapıyorsa, kişiliğinin
zayıflığını gösterir, çevresine saygısızlığını gösterir. Çocukları üzer,
kırar ve onların babaya olan saygısını azaltır.
Evlilikte, dışarıda içki içip gelmek
eşinin ona bakışını değiştirir. Çünkü erkeğin yalnız kendisini düşünmesi,
hatta evinin ekonomik durumunu yeterli biçimde karşılasa bile, eşini anlamaması,
eşiyle ilgilenmemesi tatlı bir söz söylememesi evin kadınında bunalım yaratan bir
durumdur.
İstenilmeyen şeylerin itici olarak
değil, çekici olarak gerçekleştirmek, aile içindeki yaşamı ve sosyal yaşamı
dengede tutmak için en geçerli yol olarak görmek daha iyidir.
Yukarıda anlatılanların hepsi içkinin
zararlarıyla ilgili idi. Öyleyse içkiyi yasaklamak çözüm mü? Hayır insanın
kendine yasaklamadığı şeyi hiçbir gücün yasaklayamadığı pek çok konuda
kanıtlanmıştır. Bu durumda içki konusunda da çözüm, içkiyi yasaklamak değil,
içkinin zararlarını anlatmak, öğretmek ve içilecekse nasıl içileceği konusunda
insanları aydınlatmaktır.
Anlatılanların hepsi insanın iyiliği
içindir. Çünkü insan doğanın en güzel varlığı ve insan kendi değerini bilen bir
varlıktır. İnsan çok güçlü bir varlıktır. Bu gücünün farkına varmalı, diğer
insanların değerini kavramalıdır.
İşte bu varlık, canı isterse bir-iki
kadeh içsin, dostlarıyla birlikte doğayı, dünyayı, genişlemeyi, büyümeyi,
kendisine verilen değerlerle yaşamını paylaşsın. Böyle durumlara kimsenin
söyleyecek sözü yoktur.
Ama bağımlılığın her gerçeğini
görelim, gördüğümüzü kabul edelim ve çözüm üretmek için de kararlı olalım.
Alkolden dolayı işlenen bir suç varsa
bu suç insanındır, bizimdir. Alkolle olan bağımlılık alkolün gücü değil bizim
zayıflılığımızdandır.
İnsanın alkolle ilişkisi çağlar boyu
süren bir ilişkidir, evrensel bir ilişkidir. Bu ilişkide insana yakışan, alkole de
egemen olmasıdır.
Böyle olunca, bu şekilde içince
gerçekten “şerefe, sağlığa ve iyiliğe“ içeriz. Buna da kimsenin diyecek bir
şeyi olmaz.