KİTABIN ÖZETİ :
Yazar kitabına
e.e.cummings’in “Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz
çalışan bir dünyada, Kendin olarak kalabilmek, Dünyanın en zor savaşını vermek
demektir. Bu savaş bir başladı mı, Artık hiç bitmez!.. “ sözüyle başlıyor.
Kitabın adı olan savaşçı sözü bu anlamda bir savaşçıyı ifade ediyor. Kitabın
içerisinde yer alan karakterlerden yazarın kendisi, gerçekte de olduğu gibi algılama,
öğrenme, psikoloji ve iletişim konularında uzman ve tanınmış bir öğretim
görevlisi; Arif Bey ise mutsuz, kendini aptal gibi hisseden, ne istediğini bilmeyen,
yalnız, kendisini kaybolmuş hisseden bir sınıf öğretmeni. İki karakterin
tanışmalarından sonra kitap içerisindeki konular yazar ve Arif Bey arasında Arif
Bey’in soruları ve yazarın; hayatı, psikolojiyi, toplumu, felsefeyi, iletişim ve
insan ilişkilerini konu edinen cevaplarıyla, soru-cevap şeklinde okuyucuya
aktarılıyor.
Birinci bölümde arayıştan söz
ediliyor. Anlamını yitiren bir yaşamın temel sorununun bireyin varoluşunda sadece
kendisi için önemli gördüğü kişiler tarafından tanınmayı, kabul edilmeyi,
sevilmeyi, özlenmeyi, değerli bulunup güvenilmeyi istemesi biçiminde yaşaması,
kendine özgün bireysel yaşamın olmaması, kendi yaşamının dansını yapamaması
olduğu anlatılıyor. Savaşçıdan (Özgün yaşamaya kendini adayan insan) bahsediliyor
ve arayışa geçme zamanının geldiği hatırlatılıyor.
İkinci bölümde
arayış sonucunda farkına varma ve uyanıştan söz ediliyor. Kişi ancak uyandıktan
sonra, daha önce uyuyor olduğunu kavrıyor. Yazar CARL SUNG’ın “Kendi kalbine
bakmayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler
gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal
dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” sözüyle uyuyan
kişinin uyuduğunu bilmezse gördüğünün rüya olduğunu anlayamayacağını ve
farkına varmanın uyanış için ne derece önemli olduğunu vurguluyor.
Peki bundan sonra ne olacaktır. Üçüncü bölümde niyet
etmekten ve savaşçının anlamından bahsediliyor. Savaşçının başkası için
değil, kendi gönlü, kendi niyetiyle, kendi yaşamı için savaşçı olduğu
vurgulanıyor. Niyetin de anlamlı ve coşkulu bir yarın yaşatmak için yapılması,
ancak bu yarının “kişisel bütünlük içinde bildiğimizi bilerek, bilmediğimizin
farkında olarak, ikisi arasındaki farkın bilincinde gerçeğe sürekli saygılı
olarak“ atılabileceği belirtiliyor.
Dördüncü bölümde yarını ancak kişisel bütünlük içinde
yaratabileceğimizden ve bütün kötülüklerin anası, bütün yanlışlıkların,
geriliklerin kaynağının gerçeğe saygısızlık olduğu Mevlana Celaleddin-i
Rumi’nin “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” sözüyle
vurgulanıyor. İlişkilerde tutarlılık ve vicdan konuları işleniyor.
Beşinci bölümde yarını yaratmak için güçlü olmak
gerektiğini söylüyor. Bu gücün nereden geleceği sorusuna, “kim olduğunu bil”
diyor. “Kişinin gerçek gücü ortada” ve devam ediyor: “nasıl konuşacağını
bil; kiminle, neyi, nerede, ne zaman ve nasıl konuşacaksın? En önemlisi niçin
konuşacaksın? BİL” diyor.
Altıncı bölümde yaşamdaki sorumluluk ve savaşçının
sorumluluğundan bahsediliyor. Yaşam kimin sorumluluğu? diye bir soruya yazar “Kimine
göre ana-babanın; kimine göre evlendiği eşinin; kimine göre komşusunun; kimine
göre onu çalıştıran şirketin; kimine göre devletin; kimine göreyse yaşamda
sorumluluk diye bir şey yoktur.” diyor.
Yedinci bölümde “Şimdi ve şu anı yaşama tembelliği”
neden bu kadar yaygın? Neden görmeyiz bize bakan gözleri, neden kırarız gönülleri,
neden pişmanlıklar içinde yuvarlanır gideriz? Sorularının yanıtı savaşçının
ölüm bilinci içinde irdeleniyor.
Sekizinci bölümde sıradan, kaybolmuş, güçsüz bir insanın
dahi savaşçı olabileceği, bunun yolunun da değişim olduğu belirtiliyor. Bu
değişimin nasıl olacağı sorusuna “Farkına vararak ve farkına vardığını
yaşayarak.” diyor yazar.
Dokuzuncu bölümde bitmemiş işlerle tanışıyoruz. Bitmemiş
işler bitmeden gücümüzü kazanamayacağımız; şimdi ve şu anın tembelliğinden
kurtulmamız gerektiği anlatılıyor ve örnek olarak onuncu bölümde Don Juan
savaşçı olmanın güçlü örneklerini veriyor.
On birinci bölümde Arif Bey’le yazarın son buluşmasında
konuşulanlar genel bir gözden geçiriliyor. Arif Bey’in ilk tanışmadaki psikolojik
durumu ile en son durumu karşılaştırılıyor. Konuşulanların gözden geçirilmesi
yapılırken yazar kitabın bütününü daha sade ve açık bir dille özet şeklinde
okuyucuya tekrar veriyor. Bir insanın düşüncelerinin ve yaşamının nasıl
değişebileceği konusu Arif Bey’in düşünceleriyle ortaya konuluyor.